Arşiv Mayıs 2019

Kremlin Sözcüsü Peskov: S-400’lerin teslimatı takvim doğrultusunda ilerliyor


Kremlin Sözcüsü Dimitriy Peskov, Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin talebi doğrultusunda S-400’lerin teslimatının öne alındığını anımsattı.

“HERHANGİ BİR GECİKME SÖZ KONUSU DEĞİL”

Teslimat sürecinin planlanan takvim doğrultusunda ilerlediğini ifade eden Peskov, “Her şey planlandığı şekilde ilerliyor ve herhangi bir gecikme söz konusu değil.” dedi.

BAKAN AKAR ABD İDDİALARINI YALANLAMIŞTI

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bir süre önce yaptığı açıklamada, ABD’nin Türkiye’nin S-400 almasını istemediği ve bu konuda süre verdiğine yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylemişti.

Sigortacılardan aracıyla bayram tatiline çıkacaklara uyarı: Poliçelerinizi kontrol edin


Başkent Sigorta Acenteleri Derneği Başkanı Hacı Ali Yücel, Ramazan Bayramı tatilinde seyahate çıkması beklenen yaklaşık 10 milyon araç sürücüsüne sigorta poliçelerini kontrol etme uyarısında bulundu.

Yücel, yaptığı yazılı açıklamada, trafik kurallarına uyulmasının uzun süreli yolculuklarda daha da önemli hale geldiğine işaret etti. Sürücülerin birçoğunun bilerek zorunlu trafik sigortası yaptırmadıklarını ya da poliçelerinin süresinin dolduğunun farkına varmadıklarını belirten Yücel, “Vatandaşların bayram tatilinde mağduriyet yaşamaması adına sigorta poliçelerini kontrol etmelerinde fayda var.” ifadesini kullandı.

“KASKO ÖNEMLİ AVANTAJLAR SAĞLIYOR”

Kaza riskine karşı kasko yaptırmanın önemli olduğunu vurgulayan Yücel, şunları kaydetti:

“Kasko sigortası yaptırmak araç sahibine sadece olası kazalar sonrasında ortaya çıkan hasar maliyetinin karşılanması sürecinde değil, yol yardımı, ikame araç, barınma gibi uzun yolda meydana gelebilecek aksiliklerin kısa sürede bertaraf edilmesi adına da çok önemli avantajlar sağlıyor.”

Borç parayla kurduğu tandırda günde 500 ekmek üretip tanesini 1 liradan satıyor

Bingöl’ün Genç ilçesinde Aysel Anik (51), borç parayla tandır satın alıp, ekmek üretmeye başladı. Şu anda 150 metrekarelik iş yerinde 5 kadınla birlikte günde 500 ekmek üreten Anik, işletmesini büyütmeyi hedefliyor.

Genç ilçesinde yaşayan 7 çocuk annesi Aysel Anik, evde yaptığı tandır ekmekleri, ikram ettiği misafirleri tarafından çok beğenilince işletme açmaya karar verdi. Anik, eşinin karşı çıkmasına rağmen 2 yıl önce borç parayla 150 metrekarelik iş yeri kiralayıp, tandır kurdu. Anik, 150 metrekare alandaki tandırda 5 kadınla birlikte ürettiği ekmeklerden para kazanıyor.

TANESİNİ 1 LİRADAN SATIYOR

Tanesini 1 liradan sattığı tandır ekmeğinden geçimini sağladığını anlatan Anik, “Benim gibi birçok ev hanımı, tandır ekmeği yaparak evine gelir sağlıyor. Hem yöresel lezzetlerimizi, geleneklerimizi yaşatıyoruz, hem de aile bütçemize katkı sağlıyoruz. Eşim tandır ekmeği yapıp satmama engel olmasına rağmen ben devam ettim. Borç alarak bu tandırı kurdum. Çocuklarıma bakmak zorundayım. Eşim de çalışmıyor” dedi.

GÜNDE BİN EKMEK PİŞİRMEYİ HEDEFLİYOR

Anik, 5 kadınla birlikte günde ortalama 500 ekmek pişirdiğini ifade ederek, işletmesini büyütüp günde bin ekmek pişirmeyi hedefliyor. Anik, “İşimi büyütmek için kaymakamlığa başvuruda bulundum. Bana sadece 600 lira destek verdiler. Devletin kadın girişimcilere destek olması gerekiyor” diye konuştu.

Tandır ekmeği yapımından görüntüler;

Kiraz ihracatında yüzde 20 artış bekleniyor

Geçtiğimiz yıla göre hem kalite hem de verimin daha iyi olduğu kirazda ihracat bir hafta önce başladı. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde faaliyet gösteren ve son iki senenin yaş meyve ihracat şampiyonu olan Uçak Kardeşler Firması yaklaşık 350 personeliyle üreticilerden gelen kirazları işletmesinde işleyerek ihracata hazır hale getiriyor. Firmanın yönetim Kurulu Başkanı Ali Uçak, bu yıl sadece kiraz ihracatında yüzde 20’lik bir artış beklediklerini söyledi.

“250-300 MİLYON DOLAR İHRACAT BEKLENTİMİZ VAR”

Uçak Kardeşler Yönetim Kurulu Başkanı Ali Uçak, “Bir haftadır ihracatlarımız başladı. Özellikle Bundan 15 gün önce erkenci kiraz cinsiyle uçak kargoyla Rusya, Uzakdoğu gibi belli ülkelere ihracata başladık. Şimdi de kısa sap dediğimiz Napolyon cinsi kirazda hasat dönemi başladı. Dolayısıyla tır bazında da ihracatlarımız yoğunlaştı. Geçen seneyle kıyasladığımızda bu sene ürünlerimiz daha kaliteli. Verim geçen yıla göre biraz daha iyi. Önümüzdeki haftadan itibaren ihracat rakamları tonajları çoğalacak. Yıl bazında da geçen yıla göre yüzde 20 artış bekliyoruz. Türkiye genelinde de 250-300 milyon dolar civarında kirazda ihracat beklentimiz var. Bu yapılan ihracatında Türkiye genelinde yüzde 60’a yakını Alaşehir Gümrük Müdürlüğümüzden çıkıyor. Adana’nın Toros Dağlarında yetişen kirazımız Alaşehir’deki işletmelerde işleniyor. Alaşehir’deki gümrüğümüzde de gümrüklenip hangi ülkeye gidecekse buradan sevkiyatlar yapılıyor.” dedi.

“TÜRKİYE BİRİNCİSİ BİR FİRMAYIZ”

Firma olarak son iki yıldır Türkiye’de yaş sebze ve meyvede ihracat şampiyonu olduklarını kaydeden Uçak, “Alaşehir’de yapılan ihracatın sadece kiraz olarak yüzde 15 civarını biz Uçak Kardeşler yapıyoruz. Üzümde de Türkiye genelindeki yaş üzüm, sofralık üzümün de yüzde 30’unu da biz ihracatını yapıyoruz. 2017-2018 yıllarında da yaş meyve sebze ihracatında da Türkiye birincisi bir firmayız” diye konuştu.

“ÇİN’DE İHRACAT YAPMAYI DÖRT GÖZLE BEKLİYORUZ”

Dünyanın birçok noktasına ihracatın başladığını kaydeden Uçak şunları söyledi:

“İlk uçak kargoyla Uzakdoğu, Avrupa ülkelerine gitti. Şu anda da Rusya ve bütün Avrupa ülkelerine dağılıyor. Güney Kore’den de geçen haftalarda Ege İhracatçılar Birliği ve bazı ihracatçıların girişimiyle bir heyet geldi. Yapmış oldukları incelemeler çok olumlu geçti. Oradan da çok umutluyuz. Çok kısa bir sürede Güney Kore’ye ihracat için yapılması gereken bütün işlemler yapılacak oraya da ihracata başlayacağız. Çin konusu bizler için çok önemli. Çin ile ilgili ihracatçı birliklerimiz, özellikle Ege İhracatçılar Birliği bu iş için çok uğraşıyor. Çok yakında da Çin ile ilgili gerekli işlemlerin sonuçlanıp Çin’e de ihracat yapmayı dört gözle bekliyoruz.”

Geçtiğimiz günlerde satışa çıkan Rage 2 oyunu incelemesi! İşte tüm merak edilenler

Haberler.com/Özel – Cem Sümbül

Bethesda ve id Software firmalarını bir araya getiren Rage 2, ilk oyunun tadı damakta bırakan atmosferi ve söz konusu iki firmanın muhteviyatı yüzünden büyük merakla bekleniyordu. Yayınlanan videolar ve ekran görüntüleri, koca bir eğlence parkında abartılı aksiyonlar vadeden bir yapımı işaret ediyordu. Peki biz oyuncular bu dünyaya ne kadar inanacaktık? İnanmadığımız bir hikayenin içinde eğlenmek mümkün müydü? Rage 2, bu soruları yanıtlıyor.

İlk oyunun 30 yıl sonrasındayız. Authority adlı bir örgüt, bölgenin yönetimini üstlenmiş durumda. Bu topluluğun başında da General Martin Cross adlı Mad Max: Fury Road’daki “Ölümsüz Joe”yu andıran bir karakter yer alıyor. Oyunun başında Cross, üvey annemiz Prowley’i öldürüyor. Biz de bu vahşi dünyada hayatta kalmak ve intikam almak için Authority’ye ve General Cross’a baş kaldırıyoruz. id Software, Doom serisinde de hikayeyi geri plana itip oynanışa ve bunun getirdiği heyecana oynamayı seviyor. Rage 2’de de basit bir hikaye uydurup, oyuncuyu yine aksiyonun ortasına bırakmış. Ne dallanıp budaklanan bir hikaye, ne karakterlere dair ilerledikçe derinleşen yan öyküler… Hiçbir şey yok. Doom’u alıp daha farklı bir atmosferin içine yerleştirmişler. Hatta ilk Doom’un efsane silahı BFG 9000 bile yapımda yer alıyor.

KİM DAHA KÖTÜ?

Oynanış açısından baktığınızda daimi bir kargaşanın içerisinde hissediyorsunuz. Yani “Biraz soluklanayım, gizli gizli ilerleyeyim” diye bir şey yok. Oyunda tek kural var; saldır! Düşman için de tek kural var; saldır! Atla, zıpla, öldür, patlat, yık… Özel güçlerimiz de var. Bunlar da tıpkı silahlar gibi geliştirilebiliyor. Zaten geliştirdikten sonra tam bir ölüm makinesi haline geliyorsunuz. Aslında oyunda General Cross’dan daha kötü bir karakter varsa o da biziz. Çünkü ne hikayedeki amacımıza inanıyoruz ne de bizi karşımıza çıkan her şeyi katletmeye iten motivasyona… Safi katliam.

Rage 2’nin atmosferi de sorunlu. Daha videoları ve ekran görüntüleri yayınlandığında gereksiz biçimde renkli bulduğum atmosfer, oyunda daha da boğucu olabiliyor. Bu noktada ilk Rage, Mad Max oyunu ve Fallout’lar daha başarılı gözüküyordu. Sonuçta felaket sonrası dönemdeyiz, bu renklilik ve düzen bizi, atmosfere de inanmamaya itiyor. Hikayeye inanmadık, atmosfer de içine çekmedi… Diyaloglar da son derece basit. Ee ne var bu Rage 2’de?

AKSİYON, AKSİYON VE AKSİYON…

Yanıt basit; aksiyon! Bir Doom oyun modu gibi bir yapım olmuş Rage 2. Açık dünyada serbestçe aksiyona doyuyorsunuz. Vuruş hissi güzel, abartılı parçalanmalar güzel. Ancak bunların hepsi, inandırıcı olmayan bir hikayenin içinde adeta çürüyor. Çürüyor diyorum, zira oyuna başladığınızda bir hevesle ilerliyorsunuz. Ancak ilerledikçe tadınız kaçmaya başlıyor. Kaçıyor, kaçıyor, kaçıyor ve oyunu kapatıyorsunuz.

18 yaş sınırı getirilen Rage 2’de vahşeti bir kenara alabilseniz, aslında hikayesiyle, sunumuyla, basit diyaloglarıyla ortaya çok daha küçük bir yaş kitlesine hitap eden bir oyun çıkar. Görsel olarak Rage 2’de, günümüz için ortalama, hatta itiraf etmek gerek ki bazen ilk oyunun bile gerisinde diye düşündüğünüz enstantaneler görüyorsunuz. Bunun da sebebi oyunun, id Software’in değil bir diğer geliştirici olan Avalanche Studios’un Apex Engine’i ile geliştirilmesi. Muhtemelen Apex Engine’i, koca haritayı tek seferde hızla yüklemek gibi avantajlar sağladığı için seçmişler. id’nin oyun motorları göze son derece hoş gelseler de, açık dünya bir oyun için hantal oldukları su götürmez bir gerçek.

Seslendirmelere baktığımızda, burada enteresan bir bug ile karşılaştım. Bazen sesler aniden kesiliyor. Hatta tüm ortam sesleri kesiliyor. Araştırdığımda bunu pek çok kullanıcının yaşadığını öğrendim. Bu bug, en kısa sürede düzeltilecektir.

Genel olarak Rage 2, neredeyse hiçbir unsuruyla inandırıcı değil. Ne hikaye, ne yarattığı atmosfer, ne karakter derinliği, ne görseller, ne de seslendirmeler, Rage 2 ile 20-25 saat geçirmenize yetmiyor. Eğer, “Ben gelişigüzel çevreye yaylım ateşi açayım, koşturayım, zıplayayım” istiyorsanız, Rage 2 sizi biraz oyalayabilir ama her şeyden önce bir hikayenin peşine takılmaya meraklıysanız, Rage 2’den uzak durmanız en iyisi olabilir. Maalesef Bethesda ve id Software’in vasat oyunlarına bir yenisi daha eklendi.

Denizli’de bulunan 7 kiloluk dev mantar görenleri hayrete düşürdü

Denizli Büyükşehir Belediyesinin yaklaşık 4 yıl önce hizmete aldığı bin 500 rakımdaki Denizli Teleferik ve Bağbaşı Yaylası’nda bulunan 7 kilo 125 gram ağırlığındaki dev mantar görenleri şaşırttı.

‘TOMBAK’ OLARAK BİLİNİYOR

Denizli Büyükşehir Belediyesinin 2015 yılında hizmete aldığı Denizli Teleferik ve Bağbaşı Yaylası’nda bulunan dev mantar görenleri hayretler içerisinde bıraktı. Denizli Teleferik ve Bağbaşı Yaylası’nda çalışan Emin Topal, geçtiğimiz gün 1500 metre rakımdaki yaylada halk arasında “tombak” olarak bilinen dev bir mantar buldu. Zehirsiz olan ve yenilebilen dev mantarı arkadaşları ile birlikte tartan Topal, 7 kilo 125 gram ağırlığını görünce şaşkınlık içerisinde kaldı.

BULDUKLARI EN BÜYÜK MANTAR

Yazın sıcaktan bunalan vatandaşların akın ettiği Denizli Teleferik ve Bağbaşı Yaylası’nda 7 kilo 125 gram ağırlığında buldukları mantarın bugüne kadarki en büyük mantar olduğunu belirten Emin Topal, “tombak” adı verilen mantarın daha çok zirveye yakın alanlarda görüldüğünü söyledi. Geçen yıl da 4 kilogram dolayında bir mantar bulunduğunu anlatan Topal, mantar sevdalısı Denizlilileri yaylaya beklediklerini ifade ederek, buldukları mantarın soğanla kavurmasının çok güzel olduğunu ifade etti.

Bakan Kurum: Kentsel Dönüşümde Tek Taraflı Fesih Hakkını Getiren Bir Düzenleme Yapacağız


Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, İstanbul Kartal’da kentsel dönüşüm hakkında açıklamalarda bulundu. Kurum, kentsel dönüşüm projelerinde tek taraflı fesih hakkını getiren bir düzenleme yapılacağını söyledi.

Bakan Murat Kurum şunları söyledi:

“FİKİRTEPELİ MAĞDURLARIN SORUNLARINI DİNLEYECEĞİZ”

“İstanbul geneline ilişkin eylem planımızı açıklayacağız. Konutlarımızı yıl sonuna kadar bitireceğiz. Birazdan Fikirtepe’ye gidip oradaki kentsel dönüşüm mağdurlarımızın sorunlarını dinleyeceğiz.

“TEK TARAFLI FESİH HAKKINI GETİRECEĞİZ”

Kentsel dönüşüm projelerinde, vatandaşımıza veya yükleniciye tek taraflı fesih hakkını getiren bir düzenleme yapacağız. Bu düzenleme çerçevesinde eğer vatandaşımız bir müteahhitle anlaşmış fakat müteahhit edinimini yerine getiremediyse buradaki süreden kaynaklı ihtarları çekmek ve olaya Bakanlığın tespitini yapmak suretiyle de tek taraflı fesih hakkını getireceğiz

“YETİŞİRSE SEÇİMDEN ÖNCE YAPILMASINI ÖNGÖRÜYORUZ”

Bu çalışmayı yaptık. Ayrıntılarını görüştük. Yetişirse seçimden önce yetişmezse seçimden sonra yapılmasını öngörüyoruz.”

Temassız Mobil Ödeme Klasik Cüzdanların Yerini Almaya Başladı

Geçtiğimiz yıl Türkiye’de banka ve kredi kartlarıyla 213 milyonu temassız ödeme olmak üzere toplam 1,5 trilyon TL’lik hacmi aşan, 7 milyar adet işlem gerçekleştirildi. Fiziksel kartlar hızla dijitalleşirken, geliştirilen mobil temassız ödeme teknolojisi kredi kartlarının cep telefonlarına tanımlanmasına ve telefonu POS cihazına yaklaştırarak bir saniyeden kısa sürede ödeme yapılmasına olanak tanıyor.

DÜNYADA İŞLEM HACMİ 4 KATA YAKIN BÜYÜDÜ

Mobil temassız ödeme yöntemleri, NFC teknolojisini destekleyen cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla hızla artıyor. Statista verilerine göre işlem hacmi son 3 yılda 4 kata yakın büyüme gösteren mobil ödeme seçenekleri, özellikle Asya – Pasifik ülkelerinde yüzde 50’ye varan kullanım oranına ulaştı.

SEKTÖR TÜRKİYE’DE DE GELİŞİYOR

Gelişmiş bankacılık sektörüyle dünyanın lider ülkeleri arasında yer alan Türkiye’de de temassız ödeme alt yapıları hızla gelişiyor. 15 yıldır ödeme sistemlerine yönelik yazılım çözümleri sunan Provision’ın geliştirdiği mobil temassız ödeme teknolojisi sayesinde kredi kartları cep telefonlarına tanımlanarak, kullanıcılara güvenli “mobil temassız ödeme” deneyimi sunuluyor. Teknoloji, kullanıcılara telefonlarını yalnızca POS cihazına yaklaştırarak temassız ödemeyle alışverişlerini tamamlama imkanı veriyor. Daha önce ING Bank ve Denizbank tarafından kullanılmaya başlanan bu teknoloji,son olarak Vakıfbank tarafından yaklaşık 15 milyon bireysel müşterisinin kullanımına sunuldu. Provision tarafından geliştirilen bu ürün, aynı zamanda MPTS (Mastercard Payment Transaction Services) aracılığıyla da yerli ve yabancı birçok banka tarafından kullanılıyor.

“RİSKLER MOBİL TEMASSIZ ÖDEMEYLE TARİH OLUYOR”

Mobil temassız ödemenin kart sahipleri için hızlı, güvenli ve pratik bir teknoloji sunduğunu belirten Provision CEO’su Nihat Karabacak, “Türkiye’de inovatif ödeme yöntemlerinin geliştirilmesi için yerli teknoloji çözümleri üretmeye hızla devam ediyoruz. 2019 yılı başında MasterCard Global ile Türkiye’de bir ilke imza atarak doğrudan Android tabanlı mobil cihazları POS terminallerine dönüştüren SoftPOS uygulamasını hayata geçirmiştik. Diğer taraftan NFC teknolojisine sahip tüm cep telefonlarını banka ve kredi kartlarının tanımlanabildiği birer elektronik cüzdana çevirmeye devam ediyoruz. Geliştirdiğimiz teknolojiyle birlikte, kredi ve banka kartlarının yanı sıra sadakat kartlarının da telefondan yönetilebilmesine imkan tanıyoruz. Kredi kartı çalınması veya kaybolması gibi riskler mobil temassız ödemeyle tarih oluyor” ifadelerini kullandı.

ÜLKEMİZDE KİŞİ BAŞI 2,2 KART DÜŞÜYOR

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerini inceleyen Provision’a göre, 2018 yılı içerisinde kredi ve banka kartlarından gerçekleştirilen 7 milyar işlemin toplam tutarı 1 milyar 579 milyon TL’ye ulaştı. 66 milyonu bulan kredi kartı sayısına göre ülkemizde kişi başı 2,2 kart düşüyor. 2018 yılında yurt dışında kullanılan kredi kartlarının işlem sayısı 95 milyonu, banka kartlarının işlem sayısı ise 27 milyonu aştı.

2018 YILINDA 213 MİLYON TEMASSIZ ÖDEME YAPILDI

Temassız işlem adedi 2016 yılında 45 milyon iken, 2017’de yüzde 96 artış göstererek 88 milyon adede çıktı. 2018’in sonunda ise bir önceki yıla göre yaklaşık 2,5 kat artarak 213 milyon adede ulaştı. 2018 yılının mart ayından itibaren 90 TL’ye çıkan temassız kartlardaki şifresiz işlem limiti kullanıcıların hayatlarını daha da kolaylaştırdı.

Solucan Gübresi Üreticileri Ayda 10 Bin TL Gelir Elde Edebiliyor

Tekirdağ’ın Kapaklı ilçesinde bir süre önce hayvancılıkla uğraşan Mehmet Gök, şu an ‘Yeşil Vadi’ isimli bir sıvı solucan gübresi firmasının sahibi. Yaklaşık 4 yıldır sürdürdüğü yeni mesleğinin tarım ve ekonomi açısından önemini anlatan Gök, solucan gübresi işinin Türkiye’de henüz yeni bir iş kolu olduğunu kaydetti. Solucan gübresinin önümüzdeki 2 yıl içerisinde Türkiye’deki tarımı kimyasaldan kurtaracak bir ürün olduğunu kaydeden Gök, üreticisinin kazanabileceği aylık minimum miktarın da 10 bin TL olduğunu söyledi.

Sözlerine kendisini tanıtarak başlayan Gök, “İsmim Mehmet Gök. Yeşil Vadi Sıvı Solucan Gübresi işletmesinin sahibiyim. Aynı zamanda Türkiye Solucan Humusu İşletmeleri Yardımlaşma Derneğinin başkanlığını yürütüyoruz. Derneğimiz aşağı yukarı 1,5 yıl önce kuruldu. 300’e yakın gönüllü üyemiz var. Dernek işinden herhangi bir gelirimiz yok, tamamen üyelerimiz ve ülkemiz menfaatine bir dernektir. Gerçekten gönül vererek bu işi yapanlardan bir dernek kurduk ve amacımız solucan gübresini Türkiye’de yaygınlaştırmak ve doğru üretimi doğru kişilerle yapmak” dedi.

“GEZDİĞİM 5 TESİSTEN 3’Ü BU İŞİ ÇADIRDA YAPIYORDU”

Solucan gübresi sektörünün Türkiye’de yaygın olmadığını söyleyen Mehmet Gök, “Solucan gübresi işini aşağı yukarı 4 yıl önce bir arkadaşımdan duymuştum. Karlı bir iş olduğunu, bu işe yönelinmesi gerektiğini çünkü ülke tarımı için gerekli olduğunu söylemişti. Başta kulak arkası yaptığım bu iş hakkında kısa bir araştırma içerisinde girdim. O zamanlar mevcut 4 dönüm arazimiz üzerinde hayvancılık yapıyorduk. İnternet üzerinden araştırmalara başladım çünkü etrafımızda bu işi yapan, örnek alabileceğimiz kimse yoktu. Ardından Trakya bölgesinde bulunan tesisleri gezdim. Gezdiğim 5 tesisten 3’ü bu işi çadırda yapıyordu yani bakanlığın istediği şartları elde edememiş. Fakat ben bunu araştırırken solucan gübresinin başta tarım için çok önemli olduğunu öğrendim. Bu, kimyasal gübreye rakip olabilecek bir gübre. Ülkemizin toprakları kimyasal gübrelerle öldürülmüş” şeklinde konuştu.

“150 BİN TL SERMAYE İLE BU İŞE GİRDİK”

Tesisin kurulum sürecini aktaran Gök, “Gerisinin de iyi olması bizi cezbedince yaklaşık 3 yıl önce başlamaya karar verdik. Hayvancılığı bırakarak ahır olarak kullandığımız kendi yerimizi tamamen solucan gübresi üretim tesisine çevirdik. Bu iş basit olarak nitelendiriliyordu. Kime gitsek ‘solucan alırsın 2-3 ay sonra solucanlar ikiye üçe katlar, 7-8 ay sonra da çok yüksek getirisi olur’ diyordu. İşin içine girdiğimizde gördüğümüz kadarıyla öyle değil. Solucan gübresi minimum 150 bin TL sermayesi olarak başlanacak bir işmiş. Biz sermayemizin yeterli olmasıyla başladık” ifadelerini kullandı.

“1 LİTRE GÜBRE 1 DÖNÜM ARAZİYE YETİYOR”

Sıvı solucan gübresinin diğer gübre türlerine göre hesaplı ve organik olduğunu söyleyen Gök, “Solucanlarımızı aldıktan sonra sıvı solucan gübresi üretim tesisi kurmaya karar verdik. Çünkü sıvı solucan gübresi maliyeti düşürüyor ve çiftçinin kullanacağı hale getiriyor. Katı solucan gübresini bir dönüm yere minimum 1 ton atmanız lazım, o da minimum bin lira yapar. Fakat bizim şu an mevcutta üretmiş olduğumuz sıvı solucan gübresinin litresi 34 lira ve 1 dönüm yere yetiyor. Dolayısıyla bu yönde kendimizi geliştirdik ve başarılı da olduk. Şimdi katıyı dönüştürerek sıvı solucan gübresi üretiyoruz” diye konuştu.

“BU GÜBREYİ ÇİFTÇİMİZ KULLANIRSA DEVLETTEN DESTEKLEME ALABİLİYOR”

Solucan gübresinin devlet eli ile desteklendiğini de vurgulayan Gök, “Yeşil Vadi Sıvı Solucan Gübresi üretim tesisimizin aylık kapasitesi 30 tondur. Bunu istediğimiz zaman 80 tona çıkarabiliyoruz ama mevcut ürettiğimiz kapasite bize yeterli. Sıvı üretim kapasitemiz de günlük 5 ton civarıdır ve siparişe dayalı üretim yapıyoruz. Bayilik sisteminde çalışıyoruz ve tüm Türkiye genelinde 10’un üzerinde bayiimiz var. Gübre daire başkanlığımızdan aldığımız bilgiye göre solucan gübresi çiftçinin desteklenmesinin içerisine alındı. Yani gübre takip sistemine kayıtlı bir solucan gübresini çiftçimiz alıp kullanırsa devlet bunun için destekleme veriyor. Bu durum hem tarımın hem de bizim işimizin önünü açtı. TÜİK verilerine göre Türkiye’de geçtiğimiz yıl 13,5 milyon ton kimyasal gübre kullanılmış. Yani Türkiye’deki tüm solucan gübresi işini yapan arkadaşlarla bir araya gelsek, Türkiye’ye pazarlasak ülkemizin ihtiyacı olan gübrenin yüzde 10’luk kısmını bile karşılayamıyoruz. Onun için solucan gübresinin önemi burada ortaya çıkıyor” dedi.

Solucan gübresinin tarım açısından faydalarına değinen Mehmet Gök, “Tarlalarımızı kimyasaldan uzaklaştırıyoruz. Solucan gübresi kullanılan bir tarlada minimum yüzde 15 verim artışı gözlemliyoruz. Kendi hobi bahçelerimizde ve bunu kullanan tarlalarda deneyimledik. Kendi sitelerimizde bununla alakalı videolarımız var. Topraklarımız yaklaşık 60-70 yıldır kimyasal esaretin içinde olduğu için organik değer 1’in altına düşmüştür. 2’ye çıkan yerler de var ama olması gereken yüzde 4’tür. Bunun nedeni kullandığımız kimyasallar ve bunun önüne geçmek için toprak düzenleyicileri ve solucan gübresi kullanmamız gerekiyor. Çünkü kimyasalla tüm bu toprağın içerisinde yaşayan canlıları öldürmüşüz. Bunun için baştan yapmamız, tarım topraklarını şahlandırmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“10 BİN TL GELİR ELDE EDEBİLİRLER”

Son olarak sektörün yeni bir sektör olduğuna vurgu yapan Gök, şöyle konuştu:

“Herkese solucan gübresi işini tavsiye ederim ama kısa süre içerisinde beklentisi olmaması gerekiyor. Sektör yeni bir sektör, bakanlığımız bile yeni tanıdı. O yüzden yerin dışında iyi bir sermayesi olan herkes bu işe atılabilir. Ayrıca 2 yıl bu işten düzenli bir kar beklememesi gerekiyor. O günden sonra botanikçiler, bahçecilere katısını satacak ve kurduğu tesisin boyutuna göre 10 bin TL civarında bir gelir elde edebilir. Her işte olduğu gibi bu işin de sahtekarı çok. Bir veya iki hafta önce ‘Solucan Bank’ gibi bir şey çıktı diye hatırlıyorum. Onlar da o tosuncuk gibi milleti dolandırarak kaçtılar. Benim bu işe başlayacak olanlar için tavsiyem iyi araştırmaları gerekiyor. İyi bir araştırma sonucu bu işe başlayabilirler.”

Dağlardan Topladıkları Karları İlçede Satıyorlar

Şırnak’ın Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde termometreler 35 dereceyi gösterince vatandaşlar hem serinlemek için hem de şifa bulmak için karlı dağlara akın etti. Şırnak’a bağlı Beytüşşebap ve Uludere ilçelerine akın eden vatandaşlar dağlarda pancar ve kar topladı. 2 bin rakımlı Suvara Meşa geçidinde kar kuyruğuna giren vatandaşlar, küreklerle pikaplarını karla doldurup Cizre, İdil, Silopi gibi ilçelerde poşetlere koyup satarak geçimini sağlıyor.

“PEKMEZLE YİYORLAR”

Cizre’den 70 kilometre yol gelen bir vatandaş sıra bekledikten sonra aracına kar doldurup satmaya başladı. Ali Ayar adındaki vatandaş, “Bu karı Cizre’ye götüreceğim. Orası çok sıcak, torbasının 5 liradan satıyorum ne alırsam kardır, zaten bedava alıyorum. Çok lezzetli oluyor özellikle iftardan sonra çok güzel oluyor. Pekmezle yiyorlar” dedi.

Teter Akdağ adında bir vatandaş ise Silopi’ye akrabalarının yanına gideceğini, eli boş gitmek istemediği için de kar aldığını söyledi.

Kar toplayanlardan görüntüler;